|
Bir Yaprağın Ölümü |
25 Ekim 2005 Salı Saat: 09:31:15 Kantindeyim. Müzik dinlerken, kulak yerine gözlerini kullanan onlarca askerin arasında değil, onların çok gerisinde yalnız bir masanın yalnız adamıyım. Üniversite birinci sınıfta abes dediğimiz klipler normalliğin göstergesi olurken fazlasından bahsetmeye utanıyorum. Her şey değişime uğruyor. Çok hızlı… Minicik ekranda gördüğüm binlerce mutlu insan tiplemesi acaba gerçeğin ne kadarını yansıtıyor? Sabahın ilk saatleri ve ben mıntıka temizliği yapıyorum. Bilgisayardan düş sokağını dinliyorum. Dalmışım. İçtimaya bile geciktim. Sabah hüzün yaşamak… Saat: 09.41.25 Saat: 15.25.48 Sonbaharın tadını çıkardığım günlerden en güzeli. Kamelyadaki banklardan birine uzandım ve beni gölgelemekten yorulmuş ağaçların yapraklarıyla olan vedalaşmasını seyre daldım. Mevsimlerin farkında olmak güzel. Göz açtırmayan dünya meşgalesinden askerlikte kurtulacağım hiç aklıma gelmezdi. Yazma isteğimin doruklara vardığı anlardan birini yaşıyorum bugün. Kimse dokunmasa bir çırpıda koca bir roman yazarım diye iç geçiriyorum. Bu ruh halini neye borçlu olduğumun farkındayım. Herkesten uzak, kendime yakınım. Başkalarının gürültüsünde kendimi duyamıyorum. Düşen her yaprak, hayatın sönüklüğünü ya da sönecekliğini anlatmaya çalışırken böyle bir yaprak dökümünde, sonbaharda, dünyaya gelişimin hüzünle karışık mutluluğunu yaşıyorum. Haftaya bugün, doğum günüm. Bir zaman şöyle bir sitemde bulunmuştum: “Bu defa doğum günüm herkesten uzakta yaşanacak.” Belki de bu mevsimde doğanlar için hüzünler bırakıldı, emanet olarak. Bende hiç itiraz etmeden bu emaneti kabullenenlerdenim. Bu duyguların taşıyıcısı olarak ben mutluyum. Ve düştü… Hangi yaprak son yolculuğunu benimle tamamlayacak derken öylece düştü. Omuzlarımdan kayıp ellerime… Yavaşça kaldırdım elimi. Gazel olmayı kabullenmişçesine, ilk esintiyle kıpırdamaya başladı. Yardım ettim. Yavaşça süzüldü, parmaklarımın arasından. Bana anlatmak istediklerini duyar gibi oluyordum. “İnsanlar da benim-bizim- gibi. Biz ilkbaharda doğarız, insanlar her mevsim. Büyük bir heyecanla sımsıkı sarılırız, gövdesi kocaman ağaçların minicik dallarına. Siz, bizden öte dünyanın kendisine sarılırsınız. Bütün hücrelerimizle yaşamaya ve yaşatmaya çalışırız kiracısı olduğumuz dalları, bir sonbaharda son bulacağını bile bile. Siz nasıl yaşayacağınızı unutur da hatırlamazsınız, bir sonbaharda bizim gibi toprakla buluşana dek. Ve biz her ilkbahar yeniden doğar, hüzün mevsimi geldiğinde rüzgarlara eşlik eder, güçlü bedenlerinize hassas dokunuşlar yaparız, toprakla yapacağınız buluşmayı unutmayın, hatırlayın diye.” Benim için bir yaprak düştü. Kimileri için binlercesi gazel oluyor. Onlar bıkmıyorlar, günün birinde hatırlayanlar çıkar diye. Saat: 16.13.23
AŞK&ER Adlı günlüklerimden.

|
Yorumlar |

|
|